GDO’LAR: İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞINI NASIL ETKİLİYOR?

gdo seruveni 250x145 GDOLAR: İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞINI NASIL ETKİLİYOR?
Şekil a) Genetiği değiştirilmemiş, normal bir patates ile beslenen bir sıçanın bağırsaklarından alınan kesiti, şekil (b) ise, 10 gün boyunca GDO’lu patatesle beslenen bir sıçanın bağırsaklarından alınan kesiti göstermektedir.

Aşağıda genetiği değiştirilmiş gıdaların, hayvan ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini, belgelere dayalı olarak gösteren örneklerinden bir kısmını bulacaksınız.

1) GDO’lu Patatesler Sıçanlara Çeşitli Zararlar Verdi.

Sıçanlar, kendi böcek öldürücü ilaçlarını üretmek üzere, genetiği programlanmış patateslerle beslendi. Sindirim sistemlerinde potansiyel kanser hücreleri gelişti. Beyin, karaciğer ve testis gelişimi engellendi, karaciğerin bir kısmı köreldi, pankreas ve bağırsaklar genişledi. Ayrıca bağışıklık sistemi zarar gördü. Sebep, böcek öldürücü ilaç değildi, genetik mühendisliği işlemlerinden kaynaklanıyordu.

Bu araştırma, İngiltere’nin önde gelen araştırma enstitülerinden olan Rowett Institute’de çalışmalarını yürüten Macar asıllı bilim adamı Arpad Pusztai tarafından yürütülüyordu. GDO’lu patateslerin, sıçanlarpatateslerin tehlikesini ortaya çıkarması sonucu, yaptığı araştırma durduruldu ve işini kaybetti. üzerindeki etkisini test eden bu bilim adamının, genetiği değiştirilmiş

2) GDO Domateslerle (Patentli Adı Flavr Savr) Beslenen Sıçanların Midelerinde Kanama Gerçekleşti ve Bir Kısmı da Öldü.

Flavr Savr

Sıçanlar, 28 gün boyunca genetiği değiştirilmiş Flav Savr ticari adı ile piyasa sürülmüş olan domateslerle beslendi. 20 sıçandan 7 tanesi, mide kanaması geçirdi; 40 sıçandan 7 tanesi ise, iki hafta içerisinde öldü.

Calgene isimli biyoteknoloji firması tarafından Flav Savr patentli adı ile üretilen bu domatesin, haftalarca taze kalabilmesi için genetiği değiştirildi ve Amerika’da onaylanan ilk GDO’lu domates oldu. Ancak daha sonra piyasadan çekildi. Budomatesin FDA‘dan onay alamamasından ötürü, diğer firmalar, FDA’ya ayrıntılı bir GDO test raporu sunmaktan kaçındılar.

3) Bt Toksini(Bacillus thuringiensis adı verilen gram (+) bir bakterinin zehri) Üreten Pamuklara Maruz Kalan İşçilerde Alerjiler Ortaya Çıktı.

Hindistan‘da 6 köyde, Bt toksini üreten pamuğu toplayan ve yükleyen tarım işçilerinin göz, deri ve üst solunum yollarında bir takım reaksiyonlar gerçekleşti. Gözlerde yanma, kızarma, fazla gözyaşı, burunda akıntı, deride kızarıklık, kabarma, kaşıntı ve lezyonlar belirdi. Bir kısmının yüzünde cerahatler oluştu ve yüzlerinin rengi neredeyse siyaha döndü. Bazıları çalışamayacak kadar kötü hale geldi ve hastaneye kaldırıldı. Ayrıca pamuk ayıklama fabrikasında çalışan işçilere, her gün antihistaminik (alerjik durumlarda kullanılan ilaçlar) verildi. Bir doktor, 250 pamuk işçisini tedavi etti. İşçilerden hepsi eskiden pamukla çalışmışlardı ancak geçmişte böyle şikayetleri olmamıştı, ta ki böceklere karşı Bt zehri üretilmesi için tasarlanan Bt pamuklarla çalışıncaya kadar. İşçilerin tarlada çalışma süreleri arttıkça, semptomlarda da artış ve şiddet gözlendi.

Pamuk, giyimde çok fazla kullanılan bir hammadde. Ayrıca yara bantları, bebek bezleri, kadın pedleri gibi temasın direkt olduğu alanlarda da kullanıldığından Bt ve diğer alerjen testlerinden geçirilmeli, aksi takdirde geniş insan kitlelerini tehlikeler beklemektedir.

4) Hindistan’da Bt Pamuk Tarlasında Otlayan 549 Koyun Öldü.

Bt pamuk üretilen tarlalarda düzenli olarak koyun sürüsü otluyordu. Bir hafta içinde 2.168 adet koyundan 549 adedi (neredeyse %25′i) öldü. Yapılan otopsi sonucu, bu ölümlerin toksik reaksiyonlar sonucu gerçekleştiği ortaya çıktı.

Bu vaka, pamuk-çekirdeği yağının ne kadar güvenli olduğu konusunda kafalarda bazı sorular uyandırmaktadır. GM pamuk ile beslenmiş hayvanların etlerini yiyen kişilerde risk altındadır.

5) Bt Toksini Üreten Mısır Poleni İnsanlarda Hastalıkları Tetikliyor.

2003′de Filipinlerde, Bt mısır yetiştirilen bir tarlaya yakın oturan yaklaşık 100 kişide; etrafa yayılan mısır polenlerinden dolayı, deri, solunum, bağırsak reaksiyonları ve başka semptomlar gelişti. Bunlar arasında baş ağrısı, baş dönmesi, şiddetli karın ağrısı, kusma, göğüs ağrısı, ateş ve alerjiler de var. Kan testi yapılan 39 kişide, Bt-toksinine karşı antikor tepkimesi bulundu. Aynı semptomlar, 2004 yılında aynı mısır türünün ekildiği diğer dört köyde, tekrar ortaya çıktı. Ayrıca köylüler, çeşitli hayvan ölümlerini de bu mısıra bağladılar.

6) Çiftçiler, GDO’lu Mısır ile Beslenen İnek ve Domuzların Kısırlaştıklarını Rapor Etti.

GDO’lu mısırın, çiftlik hayvanlarında ve insanlarda bir takım üreme problemlerine yol açtığı gözleniyor.

7) Almanya’da Bt Toksinli Mısırla Beslenen On İki İnek Gizemli Bir Şekilde Öldü.

Tek bir genetiği değiştirilmiş mısır varyetesi olan Bt mısır ile kayda değer miktarda beslenen süt inekleri, Almanya’nın Hesse bölgesinde bir çiftlikte öldü. Sürüdeki diğer inekler ise, gizemli hastalık nedeniyle katledildi. Bt 176 mısırının üreticisi Syngenta firması, çiftliğin kayıplarını tazmin etti. Ancak inek ölümlerinin sorumluluğunu kabul etmedi. Çiftliğin ve hatta bunu protesto eden halktan kişilerin taleplerine rağmen, detaylı otopsi raporu hazırlanamadı.

8) Roundup Ready Patent Adı ile Üretilen GDO’lu Soya ile Beslenen Farelerin Testis Hücrelerinde Açıklanamayan Değişikler Görüldü.

Roundup Ready patent adı ile üretilen GDO’lu soya tarlalarıı.

Bu soya ile beslenen farelerde, testis hücrelerinin gen anlatım şekillerinde ve yapılarında çok belirgin bazı değişimler gözlendi. Değişiklerin nedeni bilinmiyor ancak testisler, toksin indikatörlerine karşı oldukça hassas. Bazı değişimler yetişkin doğurganlığını ve de gelecekte olan yavrunun sağlığını etkileyebilir. GDO’lu soya ile beslenen anne farelerin embriyolarındaki, gen anlatımında geçici bir azalma gözlendi.

Başka bir çalışmada da, bu soya ile beslenen farelerin yavruları, doğduktan 3 hafta sonra öldü. Bu yavruların bazıları normalden çok küçüktüler ve de agresif davranışlar sergiliyorlardı.

Ayrıca bu tür soya ile beslenen farelerin karaciğer hücrelerinde ve pankreaslarında da problemler ortaya çıktı. GDO’lu soyanın, insan sağlığına etkisi ise tam bilinmiyor. Amerika’da üretilen soyanın yaklaşık %89′u Roundup Ready markalı soyadır ve soyanın çoğu ahır hayvanlarını beslemek için kullanılsa da soya ve soya ürünleri, insanların gıdalarında da sıkça kullanılıyor.

9) İngiltere GDO’lu Soya ile Tanışır Tanışmaz, Soya Alerjileri Ani Bir Artış Gösterdi.

GDO’lu soya ve soyadan üretilen ürünler alerjilere neden olmaktadır.

Mart 1999′da İngiltere‘deki York Laboratuvar’ında araştırmacılar, 4.500 kişiyi, bir dizi yiyeceğe karşı duyarlılığı ve gösterdikleri alerjik reaksiyonları ölçmek için test düzenlediler. Önceki yıllarda, soya tüketenlerin %10′u soyadan etkilenirken bu rakam 1999 yılında %15 kadar bir artış gösterdi. 17 senedir yapılan testlerde, ilk kez soya, ilk on alerjen listesine girdi.

İrretabl bağırsak sendromu, sindirim problemleri, akne, egzama gibi cilt rahatsızlıkları, kronik yorgunluk, baş ağrısı, letharji (uyuşukluk) gibi reaksiyonlar görülmeye başlandı. Kan testleri, soyaya karşı bir antikor oluşumunu doğruladı. Soya, daha yakın zamanda Amerika’dan, İngiltere’ye ithal edilmişti ve York Laboratuvarı’nın sözcüsü John Graham şu açıklamayı yaptı:

“Biz, bu durumun GDO’lu gıdaların güvenliği konusunda bir çok ciddi soruyu gündeme getireceğine inanıyoruz.”

Ohio’dan alerji uzmanı Dr. John Boyles ise soya hakkında şunları söylüyor:

“Geçmişte her zaman soya alerjilerini test ettim, ancak şimdi, genetiği değiştirilmiş soya çok tehlikeli, organik olmadıkça insanlara asla soya yememelerini söylüyorum.”

Genetiği değiştirilmiş gıdaların güvenliğini savunmak için kullanılan argümanlardan biri de, pişirme işleminin, proteinin şeklini bozduğu yani denatüre olduğu ve bundan dolayı alerjik olamayacağı yönündedir. GDO’nun savunucuları şunu savunmaktadırlar:

Örneğin, Bt toksini salması için genetiği değiştirilmiş bir ürün pişirildiğinde, Bt toksini de denatüre olmaktadır ve artık pestisit olmaktan çıkmıştır. Kanıtsız olarak, potansiyel alerjik tüm özelliklerini kaybettiğini iddia etmektedirler. Yapılan çalışmalarda, Bt toksini geni taşıyan pişmiş bezelye denatüre olmuştur ve artık pestisit olarak etkin değildir, ancak farelerde hala bağışıklık tepkisi oluşturabilmiştir.

10) Hayvanlar Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerden Kaçınıyorlar

Bir seçenek sunulduğunda, hayvanlar GDO’lu gıdalardan kaçınıyorlar. Çiftliklerde yürütülen testlerde, inekler ve domuzlar, sürekli olarak GDO’lu gıdaları yemeden geçtiler. Bu ürünleri yemek istemeyen hayvanlar arasında, inek, domuz, kaz, geyik, rakun, fare, sıçan, Kanada geyiği ve sincap yer alıyor.

Her yıl Amerika’da Illinois gölcüğünü ziyaret eden bir kaz sürüsü, gölcüğün yakınındaki yaklaşık 50 dönümlük soya tarlasından da otluyordu. Tarlanın yarısına genetiği değiştirilmiş soya ekildiği yıl, tarlanın sahibi, kazların sadece geleneksel tohumların ekildiği bölümden yediklerini görünce şok oldu. Kazlar, GDO’lu tarafa hiç dokunmamışlardı.

Hollandalı bir üniversite öğrencisi ise, bir fare grubuna hem GDO’lu hem de GDO’suz mısır ve soya karışımı sundu. 9 haftalık bir periyot boyunca fareler normal (genleri değişmemiş) karışımın %61′ini, GDO’lu olanın ise sadece %39′unu tükettiler. Farelerin yarısı yalnızca normal, diğer yarısı da yalnızca GDO’lu olanları yemeye zorlandığı vakit ise, GDO’lu olanı yemek zorunda kalanlar, daha çok yiyecek tüketti, daha az kilo aldı ve kafeslerinde daha az aktif oldukları gözlendi. Deneyin sonucunda tartılmak için alındıklarında, GDO ile beslenenler fareler, daha stresliydi ve sürekli etrafa kaçışıp garip garip hareketler yapıyorlardı.

11) Genetiği Değiştirilmiş Bir Gıda Katkısı, Yaklaşık 100 Kişinin Ölümüne ve 5.000-10.000 Kişinin de Hastalanmasına Neden Oldu.

Gıda katkısı olarak kullanılan L-Triptofan üreten markalardan biri, 1980′lerde Amerika’da ölümcül bir salgın hastalığın ortaya çıkmasına neden oldu. L-Triptofan, esansiyel amino asitlerden biridir ve hindi eti, süt ve diğer gıdalarda bulunur. Vücut için alınması zorunludur ve vücutta serotonin yapımında kullanılır. Üretici firma, daha ekonomik olması açısından bakterilerin genlerini bu amino asidi salgılayacak şekilde değiştirdi. Ortaya çıkan ürün, hastalık yaptığı düşünülen bir çok kontaminant içeriyordu.

GDO’lu ürünlere karşı olumsuz reaksiyonları belirlemek oldukça güçtü ve doktorlar bu hastalığı tanımlayamadılar. Bu maddenin; kusma, alerji, öksürük, fiziksel zayıflık, ağız ülserleri, saç kaybı, konsantrasyon güçlüğü ve nefes darlığı gibi birçok yan etkileri görülüyordu. Bunlardan en önemlisi, miyalji denen kasların şiddetli zayıflaması hastalığı, herkeste görülen ortak bir semptomdu. Ayrıca hastaların kanlarında akyuvar sayısı da aşırı derecede yüksekti.

Yıllar sonra, hastalığın genleri değiştirilmiş bakterilere ürettirilen L-Triptofan amino asidinden kaynaklandığı anlaşıldı ve hastalığa EMS adı verildi. Bu madde yüzünden 100 kişi hayatını kaybetti ve 5.000-10.000 kişi ise ya hastalandı, ya da sakat kaldı. Amerika’da, hala daha GDO içeren ürünlere ve gıda katkıları için alınmış özel bir önlem bulunmamaktadır.

Kader Demirpehlivan

Kaynaklar:
1) Jeffrey M. Smith, Genetic Roulette -The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods, Yes Books, Iowa/USA, 2007.
2) Jeffrey M. Smith, Seeds of Deception: Exposing Industry and Government Lies About the Safety of the Genetically Engineered Foods You’re Eating, Yes Books, Iowa/USA, 2003.
3) Mae Wan Ho, Genetik Mühendisliği Rüya mı Kabus mu?, Çev. Emral Çakmak, Türkiye İş Bankası Kültür Yy, İstanbul 2001.
4) “Health risks of genetically modified foods” The Lancet Volume 353, Number 9167, 29 Mayıs, 1999.
5) Arpad Pusztai, “Genetically Modified Foods: Are They a Risk to Human/Animal Health?” Haziran, 2001, Action Bioscience.

Bir önceki yazımız olan Deli Bal Zehirlenmesi Hakkında Detaylı Bilgi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bu alana reklam verebilirsiniz!